Reklam dünyasında herkesin cebinde bir “başarı” tanımı var.
Kimi rakamlara bakıyor,
kimi ödül listelerine,
kimi yorumlara,
kimi de içinden gelen o sessiz “olmuş bu” hissine.
Peki gerçekten…
Reklamda başarıyı kim tanımlar?
Marka mı?
Ajans mı?
Algoritmalar mı?
Tüketici mi?
Yoksa kimsenin yüksek sesle söylemediği başka bir şey mi?
Bu sorunun net bir cevabı yok. Ama tam da bu yüzden konuşmaya değer.
Marka der ki: “Satıyor mu?”
En sık duyduğumuz tanım bu.
Ve haksız da değil.
Sonuçta reklam, bir işi büyütmek için var.
Satışa dokunmayan, markaya katkı sağlamayan bir işin “başarılı” sayılması zor.
Ama burada küçük bir detay var:
Her reklam anında satmak zorunda değil.
Bazen bir reklam güven inşa eder.
Bazen markayı konumlandırır.
Bazen yıllar sonra meyvesini verir.
Marka tarafında başarı çoğu zaman sonuç üzerinden okunur.
Ama her sonuç, tek bir anın ürünü değildir.
Ajans der ki: “İş doğru mu?”
Ajans için başarı biraz daha sezgisel bir yerde durur.
Brief doğru çözülmüş mü?
Fikir markanın ruhuna oturuyor mu?
Anlatılan şey “bizim işimiz” mi, yoksa herhangi bir iş mi?
Ajans dünyasında bazen rakamlar çok iyi değildir ama iş doğrudur.
Bazen rakamlar uçmuştur ama iş, kimseyi heyecanlandırmamıştır.
Ve itiraf edelim:
Ajanslar bazı işleri savunur.
Çünkü bilirler ki o iş zamana dayanır.
Ödüller der ki: “Farklı mı?”
Ödül dünyası bambaşka bir evren.
Yaratıcılığı, cesareti, yeniliği ödüllendirir.
Ama ödül almak ≠ işin herkes için başarılı olması.
Bazı harika işler ödül almaz.
Bazı ödüllü işler ise markanın dünyasında pek bir yere oturmaz.
Ödüller önemlidir, ilham verir.
Ama tek başına başarı ölçütü değildir.
Tüketici der ki: “Beni yakaladı mı?”
Belki de en sessiz ama en dürüst jüri burası.
Tüketici şunu sormaz:
– Bu iş kaç ödül aldı?
– KPI’ları tuttu mu?
Şunu hisseder:
– Bu bana yakın mı?
– Beni rahatsız etti mi, yakaladı mı, düşündürdü mü?
– Markaya dair bir şey hissettirdi mi?
Bazen bir reklamın başarısı, bir cümlede gizlidir:
“Bunu görünce durdum.”
Ama bir de kimsenin pek konuşmadığı bir başarı tanımı var
Reklam dünyasında bazı işler vardır…
Herkesin içinden aynı anda geçen ama kimsenin yüksek sesle söylemediği:
“Bu iş uzun vadede markaya zarar vermez.”
Bu çok kıymetli bir başarı kriteridir.
Her dikkat çeken iş iyi değildir.
Her konuşulan kampanya doğru değildir.
Gerçek başarı bazen şudur:
– Markayı yormamak
– Kimliğini bozmamak
– Kısa vadeli alkış uğruna uzun vadeli güveni riske atmamak
1,618 Agency bakışıyla…
Bizim için reklamda başarı tek bir yere bakılarak tanımlanamaz.
Başarı;
- Markanın işine gerçekten dokunuyorsa,
- Tüketiciyle samimi bir bağ kuruyorsa,
- Ajans tarafında “evet, bu doğru” dedirtiyorsa,
- Ve zamana karşı dayanıklıysa…
orada bir başarıdan söz edebiliriz.
Bazen bu bir rakamdır.
Bazen sessiz bir etki.
Bazen de aylar sonra fark edilen bir dönüşüm.
Sonuç: Reklamda başarı tek sesli değildir
Reklam dünyasında başarı;
yüksek sesle ilan edilmez her zaman.
Bazı işler sessizce büyür.
Bazıları zamanla anlam kazanır.
Belki de en doğru soru şu:
“Bu iş kime, neye hizmet ediyor?”
Cevap netse, başarı zaten tanımını bulur.
